Belgeleriyle 28 Şubat

Aczmendi


İlnur Çevik’in Aczmendî hakkındaki beyanları

Sayın İlnur Çevik, İngilizce gazete çıkaracak kadar İngiliz kültür ve örfüne hakim bir gazeteci. Yaptığı İngilizce yayınlarınlar ne derece isabetli ve dürüst bilemiyoruz. Lakin verdiği Türkçe beyanların isabetsizliği ve dürüst olmadığı aşikar. Şöyle ki;

28 Şubat darbesinde adından sıkça bahsedilen Aczmendiler'in 1996 yılında Kocatepe Camii avlusundan toplatılarak hapsedildiğini bilmeyeniniz yoktur. Zira bu, 28 Şubat'ın birinci gündem maddesi olması hasebiyle, efkar-ı ammenin malumu bir konu. Halbuki Sayın İlnur Çevik öyle demiyor.

Ne diyor sayın Çevik;

“Aczmendiler Kocatepe Camii'ne askeri cemselerle getirildiler ve hadiseler sonrası aynı araçlarla oradan uzaklaştırıldılar. Hapsedildiklerini sanmıyorum.”

Allah aşkına İlnur Çevik’ten başka buna şahitlik edecek olan var mı?

Söyleyecek söz bulamıyoruz doğrusu...

Acaba diyoruz; bu gazeteci arkadaş İngilizce düşünüp Türkçe konuştuğu için, böyle saçmalamış olabilir mi ?



Köstebek Sarmusak'ın Aczmendiler hakkındaki ifadeleri


Batı Çalışma Grubu belgelerini, Deniz Kuvvetleri Komutanlığı’ndan Emniyet İstihbarat’a sızdıran Kadir Sarmusak'ın 28 Şubat sürecine dair neler söylediğini hatırlayalım.

“ Aczmendilerin durumu neden sorgulanmıyor. O dönem Aczmendilerin yüzde 40’ı asker kökenliydi. Bunlar fotoğraflarla tespit edilmişti. O başörtü eyleminde halkı galeyana getirmek isteyenlerin 20’sinin rütbeli asker olduğu tespit edildi. Hanefi Avcı cezaevine girdiği gün bu askerlerin ismini açklayacağını söylemişti. Ertesi gün serbest kaldı.” (Burak BİLGE / VATAN İSTİHBARAT)

Gazete Vatan’a bu beyanatları veren Sarmusak, 28 Şubat davası için hazırlanan iddianamede ise söylediklerini inkar etti.

Şimdi iddianamedeki ifadesini aynen nakledelim:

Tanık, Mehmet Kadir SARMUSAK 25/05/2012 tarihli ifadesinde:

“18 Mayıs 2012 tarihinde Aktif Haber'in internet sayfasında yer alan haberle ilgili görüşmeyi Vatan gazetesi muhabirine söylediğini, haberde geçen Aczmendilerin %40'ı askerdi diye söylemediğini, bunların %40'nın etki altında olduklarını, yaptıklarının önceden asker tarafından bilindiğini söylediğini…” (iddianame ve ekleri haber ekinde verilmiştir.)


Şevket Kazan Askeri Vesayetten Şikayetçi Olmadı


Şevket Kazan 54. Hükümetin Adalet Bakanı. Yani 28 Şubat sürecinde adaletin tepesindeki isim.

O gün bu gündür sağda solda yaptığı mağdur edebiyatı ve Aczmendiler'e yönelik karalamalarıyla dikkatleri üzerine çeken Kazan, 28 Şubat davasında verdiği ifadesiyle, adaletin tecellisine engel oldu.

28 Şubat mağdurlarının hakkının teslimi ve suçluların cezalandırılması adına üzerine düşeni yapmaktan imtina eden Kazan, Postmodern Darbe sanıklarından şikayetçi olmayarak, mağdur ve mazlumların tüm mesuliyetini de üzerine almış oldu.

Aczmendiler'i Kocatepe Camii avlusundan toplatarak hapsettirdiğini 32. Gün M. Ali Birand aracılığıyla tüm dünyaya ilan eden Kazan'a sormak istiyoruz:

Madem o dönemde şikayetçi olacağınız bir baskı altında değildiniz, Aczmendileri hangi gerekçe ile hapsettirdiniz ?

Ve Aczmendiler'in iki yıllık hapis hayatının hiçbir hükme bağlanamadığından haberiniz var mı?

İhlal ettiğiniz haklara ve çaldığınız hayatlara kılıf uyduramayacak kadar aciz olduğunuz halde, neden böylesi mühim bir görevi kabul ettiniz ?


Aczmendiler'in 28 Şubat Müdahilliğine Müsaade Edilmedi

2012 yılında 28 Şubat davası görülmeye başlanmasının akabinde Aczmendiler müdahillik başvurusu yapmak üzere Ankara'ya gittiler. Fakat müdahilliklerine müsaade edilmedi. 


Bu büyük bir tenakuzdu. Zira 28 Şubat Postmodern Darbesi'nin yaşandığı dönemlerde isminden en ziyade bahsedilen Aczmendiler'den başkası değildi. Düşünebiliyor musunuz, bir hadise hakkında tahkikat yapılsın da, o hadisede en ziyade ismi geçenler bu tahkikatın dışında tutulsun ! 

Şimdi soruyoruz;

28 Şubat tahkikatı, hakikatin ortaya çıkarılması için mi ? Yoksa hakikatin perdelenmesi için mi açılmıştır ?


Eski "Zaman" Çalışanından Müslim Gündüz'e İftira


Uzunca bir müddet Zaman Gazetesi'nde görev yapan gazeteci Tamer Korkmaz, 28 Şubat darbe dönemine ait, Müslim Gündüz'le ilgili iftiraları sebebiyle  tazminata mahkum oldu.

Peki Tamer Korkmaz ne demişti ?

"Müslüm Gündüz'ün aslında bir kamu kurumunda (MİT'İ kast ediyor) serbest memur olarak çalıştığını yetkili bir rejisörden 29 Ekim 1997'de dinlemiştim. Öyleki baskını beklerken sabırsızlanan Müslüm Gündüz yetkililere telefon açmış ve yahu nerede kaldınız diye yakınmıştı. Gündüz'e televizyonda arkadaşlardan biri gelecekti. Yolda gelmek üzere. O gelir gelmez senin oraya intikal ediyoruz denmişti"

Gazetecilikle müfteriliği birbirinden tefrik etmekten aciz Tamer Korkmaz şu sıralar Kanal a'da program yapmakta.





Hakkınızda haber yapanların sizinle ilgili düşünce ve beyanları tam aksi bir istikamette değişiyorsa, demek oluyor ki; ya akılları kendilerine yar değildir veya ipin ucu başkasının elindedir.

Milli Gazete'nin Aczmendiler ile ilgili neşriyatı buna güzel bir örnektir.

Zira Milli Görüş Gazetesi'nin Aczmendiler'le ilgili neşriyatlarının 1997 öncesinde ve sonrasında yüzde yüz değiştiği bir vak'adır.

Mukayese olması için 1997 öncesi neşriyatlarına dair bazı örnekleri burada yayınlayacağız.





2012 yılında açılan 28 Şubat davasında savcılığın hazırladığı iddinamade yer alan BÇG raporları, Aczmendilerin bölge bölge raporlandığını göstermekle beraber, Aczmendilerin toplum nezninde rencide edilerek yıpratılmasının lüzumu üzerinde duruyor.

Ve ismi bizde mahfuz bir kaynaktan aldığımız bilgiye göre, 28 Şubat döneminde Askeri vesayetin Erbakan hükümetinden istediği üç şeyden biri "Aczmendilerin hapsedilmesidir"

Askeri vesayetin Aczmendilerle ilgili talep ettiği, itibar cellattılığı bizzatihi dönemin medyası (Akit gazetesi hariç) tarafından icra edilirken, hapsedilmeleriyle ilgili talebi, dönemin Adalet Bakanı Şevket Kazan yerine getirmiştir.


Yeni Akit'in internet sayfasında neşredilen Bahadıroğlu'nun makalesi hak ve hakikat namına büyük bir hatadır. Büyük bir iftiradır.

Bahadıroğlu'nun Aczmendi'ler hakkında söylediği şey;

Aczmendi'ler 28 Şubat'a ait bir mizansendi. Algı oparasyonu için ortaya çıkarıldılar.

Sonra birden yok oldular.

Kendisine Hatem Dergisi vasıtasıyla şunu söylemek isterim;

(Ki şu an söyleyeceklerimi yeni Akit'teki makalesine yorum olarak da gönderdim. Fakat yayınlamadılar.)

En çetin dönemlerde Hakk'ın yanında yer alan ve bedel ödemeyi göze alarak, mazlumu savunan, Akit camiası, şu aralar haber ve makalelerine gönderilen yorumları sansürleyecek derecede hak ve hakikatı perdelemek yolunu seçmiş gözüküyor.

Doğrusu yakıştıramadım. Özellikle Mustafa Karahasanoğlu gibi gözü pek bir kahramanın idaresindeki neşriyata hiç yakıştıramadım.

Evet Bahadıroğluna şunu söylemek isterim;

"Senin Demirel'in nimetlerinden istifade ettiğin günlerde Aczmendiler onunla harbediyordu. Sen 28 şubat'ta evinde televizyon seyrederken, Aczmendiler cezaevlerinde işkence görüyordu.

Asıl mizansen, sen misal kripto parelelcilerdir. Şu kadar hadise yaşanmış halen 

28 Şubat'ı konu edindiğin makalende (perdeli bir tarzda) HAYIR mesajı veriyorsun.. "HAYIR'cıların memleket düşmanlarına kuvvet verdiği gerçeğini, geçmiş dönemlerdeki referandumlara mukayese edip, çürütmeye çalışıyorsun.

İnşallah sen de yakında deşifre olacaksın. Aczmendiler için "inlerine girdiler" ifadesini kullanan GÜLEN gibi sen de ettiğini çekeceksin...  

Remzi YILDIZ (28 Şubat'ta iki yıl hapis yatan Aczmendi'lerden)

28 Şubat döneminde Tevkif edilen Aczmendi'lerle ilgili mahkeme kararı ve Aczmendi hareketinin 28 Şubat 1997 dönemine münhasır bir hareket olmadığı, 1985 ten itibaren ülkenin bir çok İlinde dergah faaliyeti gösterdiklerine dair Emniyet Raporunu burada yayınlıyoruz.



Turgay Güler'in hazırlayıp sunduğu SIRADIŞI Proğramı, ismiyle müsemma yayınlar yapıyor

İftira iftira olalı, hiç bu kadar hakikate yakın bir edaya bürünmemiştir.

Hiç bu kadar iltifat görmemiş ve hiç bu kadar iştahla dinlenmemiştir.

İftira, mücessem bir vaziyet alıp dile gelse; bu müfterilerden Allah'a sığınırdı.

Şu iftira edenlerin; hiç mi yüzü kızarmaz, sesi hiç mi  titremez, hiç mi edası bir gevşemez be kardeşim.

Allah aşkına söyleyin ey müfteriler;

Hakikaten, siz ahirete iman ediyor musunuz ?

Bir gün söylediklerinizin hesabını vereceğinizi biliyor musunuz ?

Şu Dünya ne kadar cazip ve tatlı geldi ki size, bu derece ucuz ve rahat Ahiretinizi satıyorsunuz !


(Ekteki video'yu izlediğinizde tespitlerimize siz de hak vereceksiniz)

https://www.youtube.com/watch?v=_SLPpUcJDrg






28 ŞUBAT DARBE DAVASI TİYATROSU

İlk sahnesi Ekim 1996’da açılan, 28 Şubat Tiyatrosunun üzerinden 24 yıl geçti.

"Kocatepe Camii avlusundan toplatılan Aczmendî’ler" sahnesiyle ilk kez izleyici karşısına çıkan tiyatro, akabinde Ankara’ TEM’de sahnelendi.

Biz Aczmendi’ler, işinin uzmanı terörle mücadele memurlarınca en ince ayrıntısına kadar sorgulandık…

Türkiye’nin tamamındaki Dergahlarımıza baskınlar yapıldı...

GBT’ler temiz, dergahta erbane, asa ve kitaptan başka şey olmayınca, tiyatronun fazla sürmeyeceği düşünülse de öyle olmadı.

DGM’sahnesi açıldı...

DGM heyeti, karşılarında iki büklüm olacağımız beklentisiyle, kameraları salona almışlardı.

İddianame sahnesini, Nuh Mete Yüksel oynuyordu. İşi zordu. Zira dosyada delil olarak kitap, elbane ve asadan başkası yoktu.

Kitaplar bandrollü, elbaneler deriden ve asalar gürgen değil güldendi.

Erbane’ye laf etse darbukacılar derneği ayaklanacak, eğlence mekânlarının neşesi kaçacaktı. Savcının tek çaresi vardı. Asaya sarılacaktı.

Öyle de yaptı...

“Sanıkların asaları ruhsatsız, ateşsiz silahtır.” diyerek rolünü icra etti.

Bir kardeşimiz; “Sayın savcım asama nereden ruhsat alabilirim” dedi.

Bir diğeri; “Asa’nın yaralayıcı bir silah olarak kullanılabilmek ihtimalinin, çakmağın kundaklamada kullanılmak ihtimalini hatıra getirdiğini, bu mantıkla bütün çakmak taşıyanların terörden yargılanması gerektiğini” söyleyince, iddia makamı da bu iddianameyi kabul eden mahkeme heyeti de daha ilk celsede komik duruma düştüklerini fark etmişlerdi.

Hatta öyle ki bir ara Askeri Hakim (Yanılmıyorsam İstiklal Mahkemelerindeki Üç Ali’ler den birinin torunu) Erman Başol, duruşma salonundaki hakimiyetimize ve onları hafife aldığımıza tahammül edemeyerek, cübbesini çıkarıp duruşmayı terk etti.

Heyet açısından işler planlandığı gibi gitmiyordu. İçine düştükleri komik durum karşısında, sonraki celselere kameraları almadılar.

Duruşmanın sonuna doğru bir kardeşimiz söz alıp, 22 yıl sürecek bu tiyatroyu ta o günden sonlandırabilecek şu tespitte bulundu;

“Hakim bey, camii avlusundan topladığınız, her biri Türkiye’nin farklı bir köşesinden gelmiş 127 kişi hakkında 10 gün müddetince yapılan en ince tahkikata rağmen bir suç unsuru bulamadınız. Hâlbuki değil ülkenin dört bir bucağından, rejiminizin en muteber gençlerinin gezindiği sembol mekanlardan, mesela Kızılay’dan 127 kişiyi toplayıp buraya getirseydiniz, kaçı temiz çıkardı? doğrusu merak ediyorum ! Lütfen bu tiyatroyu bitirelim” dedi. Lakin dinlemediler...

28 Şubat Tiyatrosu; E Tpi, F Tipi cezaevlerinde işkencelerle, aile mahremiyetlerine tecavüzlerle, okul ve memuriyetlerden uzaklaştırma sahneleriyle devam etti.

Arada yaşanan acı ve dramatik kısımları (mağdur ve mazlumlara hürmetimiz münasebetiyle) istihzaya alet etmeden, sözü tiyatronun son perdesine; 2011’de hazırlanmaya başlanan ve 2012’den itibaren sahneye konulmaya başlanan 28. Darbe Davasına getireceğim.

28 Şubat’ın bir darbe olduğuna yönelik dava, 2012’de açıldı.

Asayişe yönelik hiçbir suç tespiti olmadığı halde, bizleri iki yıl tutuklu yargılayan ve bu iki yıllık mahkûmiyetin adını koyamayan (sabıka veya temiz kâğıdı veremeyen) AİHM kararıyla keyfi muamelesi belgelenen DGM yargılamaları ve 2 yıllık cezaevi mağduriyeti (ki işin hakikatinde biz ona mağduriyet demiyor, hayatımızın paha biçilemez yılları olarak görüyoruz) ve dahi efkar-ı ammenin bizleri 28 “Şubat’ın baş aktörleri” olarak tanımlaması hasebiyle 28 Şubat Darbe Davasına müdahil olmak için 2012 yılında Ankara’ya gittik.

Doğrusu, dönemin hükümetinde ümit vardık. Hak, hukuk, adalet namına bir şeylerin değiştiği düşünüyorduk.

Lakin kısa süre içerisinde anladık ki, Türkiye’de değişen pek çok şey varsa da Aczmendiler için değişen hiçbir şey yoktu. Bizler için değişen tek şey; tarassut altına alındığımız caminin avlusu olmuştu.

1996 yılında Kocatepe Camii avlusundaki ilk sahne 16 yıl sonra Hacı bayram Camii avlusunda tersinden sahneleniyordu.

Öncesinde, Aczmendiler camii avlusundan toplatılıp adliye’ye sevk edilmişti, şimdi ise cami avlusuna hapsedilip, adliye’ye gitmemiz engellenmişti.

Bir rejim düşünün ki, vatandaşının adliyeye gitmesine mani olur. Elbetteki bundan şu anlaşılmış olur ki; CÜRMÜN MÜSEBBİBİ REJİMDİR.

Öyle ya, bırak vatandaş adliyeye gitsin. Taki; Tanıksa müşkillerin halledilmesine, sanıksa yakalanıp hapsedilmesine, mağdursa hakkını meşru yollarla talep etmekle, illegaliteye tevessül etmemesine sebep olur...


Anladık ki, 28 Şubat Tiyatrosu devam ediyordu…

Yapacak bir şey yoktu. Aczmendilerin müdahilliği istenmiyordu.

Yaptığımız basın açıklamasıyla hükümeti Parelel Yapı noktasından uyardık.

Bu zulmü bize reva görenlerin yırttığımız dilekçelerimiz gibi paramparça olmalarını Rabbimizden murad ederek, gerisin geri memleketlerimize döndük...

(İhtimal ki, bir yıl sonra hükümetle anlaşmazlığa düşen ve akabindeki yıllarda FETÖ ilan edilen yapının akabetiyle ilgili binler ahtan bir ah da bizim o günki ilticamız olmuştur) 


Aradan altı yıl geçmişti ki, Refah Partisi Milletvekilleri ve Bakanlarının, 28 Şubat generallerinden şikâyetlerini geri çektiklerini öğrenince, duruşmaya müşteki vasfında katılmaya karar verdim. Ankara’ya gittim. İyi ki gitmişim, yoksa devam eden sahnelerdeki komedileri bugün size aktaramayacaktım. Neler var neler...Güler misiniz, ağlar mısınız, size kalmış...

Bundan önce anlattığımız her şey, resmi ve belgeli olduğu gibi devamında anlatacaklarımız da; 28 Şubat Darbe davasının duruşma içerikleridir.

Duruşma Hakimi; "Sayın Şevket Kazan, sanıklardan şikayetçi misiniz ?"

Dönemin Adalet Bakanı ŞEVKET KAZAN: "Hayır efendim. Ben vicdan sahibiyim. Şikayetçi değilim..."

Bu nasıl bir vicdandır ki, 22 yıldır içerde yatan 28 Şubat mağdurları olduğu halde ve bir kısım mağdurlar cezaevlerinde vefaat ettiği halde, bu milleti “Adalet Bakanı” olarak temsil etmiş biri, o dönemin zalimlerinden şikayetçi olmaz…. VİCDANSIZ...

Kazan’a yöneltilen bir başka sual: “Sayın Kazan Aczmendi’lerin JİTEM gibi kurumlar vasıtasıyla askerler tarafından yönlendirildiğini çeşitli TV programlarında ve kitaplarınızda beyan ettiniz. O dönemde Devletin istihbarat imkanlarını kullanabilen biri olarak, bu iddialarınız resmi bir belgeye mi dayanıyor ?”

KAZAN: “Gazeteler yazmıştı... Derinliğine inmedim”

Demek adaleti gazete okuyarak, memleketi manşetleri takip ederek yönettiniz öyle mi ?.. KALİBRESİZ…

Sanık Korgeneral KARABAY: “Sayın Şevket Kazan, gerek yazdığı kitapta, gerekse buradaki ifadesinde olayları çok objektif olarak anlattı, kendisine çok teşekkür ediyorum, başka bir şey söylemeyeceğim.”

Sanık Org. ÇEVİK BİR: “Efendim, Sayın Şevket Kazan'la yakın ilişkilerimiz olmuştur, kendisini buradaki ifadeleri nedeniyle kutluyorum, teşekkür ediyorum…”

Tiyatroyu görüyor musun vatandaş?

Sen 28 Şubat’ta zulüm görürken, milletin vekilleri, Bakanları kimlerle iş tutmuş? Kimleri incitmekten imtina etmiş?

Kimleri memnun etmiş ? görüyor musun ?


SAHNEYİ DEĞİŞTİRİYORUZ.

Sahne Meral Akşenerde…

Sual: " Sayın Akşener, siz İçişleri Bakanlığı yapmış birisi olarak, 28 Şubat döneminin sembol isimlerinden Aczmendi burada çok sıkça gündeme geldi, sorular geldi. Bu grupları askerlerin kullandığına ya da bunların asker olduğuna ilişkin ellerinizde somut kanıt, herhangi bir belge var mı?

Dönemin İçişleri Bakanı MERAL AKŞENER :“Şimdi aslında bunların....”

Mahkeme Başkanı : “Belge var mıdır yok mudur ? Biliyorsanız… “

AKŞENER :“Ben bilmiyorum...”

Madem İç İşleri Bakanı olarak bunları bilmiyordunuz ne adına o koltukta oturuyordunuz, Meral Hanım? Evinizin mutfağı, komşunuzun ikindi çayı neyinize yetmiyordu?


SAHNE O DÖNEM KÖSTEBEK OLARAK İSİMLENDİRİLEN SARMUSAKTA…

SUAL: “Siz ‘Aczimendilerin yüzde kırkı askerdi’ demiştiniz.

K. Sarmusak: "Onu, düzelttim efendim. Savcılıkta yüzde kırkı askerdi demedim..."


ŞİMDİ SAHNEDE ÇİLLERİN DANIŞMANI KOCABIYIK VAR

SUAL: "tanık olarak dosyada bulunan bazı ifadeleriniz itibariyle sormak istiyorum, 28 Şubat’a götüren yol ve 28 Şubat post-modern darbesinin işaretleri sizce nelerdi ? Mesela Aczmendiler vesaire..."

Tanık Hüseyin Kocabıyık (Tansu Çiller’in danışmanı) : ".... Milli Güvenlik Kurulu’nun koridorundan yürürken kravatlı ve takım elbiseli o Kocatepe camisinde polisle didişen, sarıklı adamı gördüğümü düşünüyorum o günden beri düşünürüm ve bu hiç hatırımdan gitmez.”

Köstebeklerin tahminleri, danışmanların hayal ve düşünceleri üzerinden memleketi yöneten 54. Hükümet ! SEN ne zaman muktedir oldun ki, Aczmendiler seni yıkmış olsun.


SAHNE ÇİLLERDE…

Mahkeme Başkanı: "Sayın Çiller, bu Aczmendi’ler olayı, Fadime Şahin olayı ile ilgili basına yansıyan haberlerle ilgili o dönemde size İç İşleri Bakanlığından veya devletin diğer istihbarat birimlerinden bunları yapan Aczmendi’lerin asker olduğu yönünde bir istihbarat, bir bilgi paylaşımı geldi mi?

Dönemin Başbakan Yardımcısı TANSU ÇİLLER: “...gelmedi...”


SAHNE SIRASI İLNUR ÇEVİK’te……

SUAL: "Aczmendi’lerin Cemselerle Kocatepe’ye getirildiği bilgisini nereden aldınız ? Ayrıca, Aczmendi’leri Çevik Bir'in Yalova'da eğittiğiyle ilgili bir yazınız oldu. Bu konuyla ilgili lütfen bildiğinizi söyler misiniz?"

İLNUR ÇEVİK: " Yalova'da böyle bir şey yetiştirildiği falan diye bir şey yazmadım ben, söylemedim de...”

"Bunlar cemselere bindiler götürdüler... O insanlar tutuklandılar’da mı oraya götürüldüler, hiç sanmıyorum. Çünkü onlara sonra hiçbir şey olmadı”

Hadiselerin üzerinden 22 sene geçmiş olmasına rağmen, Aczmendi’lerin hapsedildiğine dair bilgi henüz kendisine ulaşmamış olan bu adam, 28 Şubat’ta Erbakan’a baş danışmanlık yapmış, askerle olan gerginlikte hükümetle asker arasında arabuluculuk görevi üstlenmiş biri...Memleket hadiselerinden, bir yerel gazete muhabiri kadar haberdar değil !

......................................................................................................................................................

Sanık Albay A. TÜRK: “Mehmet Ali Birand’ın 28 Şubat diye bir belgeseli vardı biliyorsunuz. Orada Şevket Kazan’ın yaptığı bir konuşma var. “Efendim bunlar psikolojik harekât amacıyla kullanılmış. Bunları Sisi denilen kadın kullanmış. JİTEM bunları manipüle edip kullanmış.” Diyor.

Ben de sordum Böyle bir bilgi, belge var mı?’ dedim.

“Efendim dedi, yok ama o zaman ki Zaman Gazetesinde bunlar çarşaf çarşaf...” Dedim, ‘Sayın Bakanım, gazete küpürleri ile değil, Bakan olarak size ulaşmış bir bilgi var mı?’

Şevket Bey; ‘Hayır’ dedi.

Ve döndüm Hâkime; ‘Bakın şuanda sadece bir ifade alınmıyor, tarihe bir belge girmesi lazım. Dönemin Adalet Bakanı, İçişleri Bakanı ikisi de bunların silahlı kuvvetlerle alakası olmadığını net olarak ifade etmişlerdir’

Hatırlarsanız burada da Sayın Çiller'e aynı soruyu yönelttim.

Sayın Çiller; ‘Efendim onlarla ilgili bazı duyumlar vardı ama, askerlerle ilgisi yoktu’ dedi.

Evet, Aczmendi’ler meselesi yani efendim ne psikolojik harekâtla, ne bizlerle, ne TSK ile en ufak ilgisi yok. Şu anda bütün Aczmendi’leri görebilirsiniz. Ortadan kaybolmadılar bunlar. Hala kendi aralarında bir kapalı kutu halinde Doğu Anadolu'da yaşıyorlar…”


Bu son ifade, mahkemenin ve 28 Şubat Davasının serencamını özetliyor.

Anlaşılan, 54. Erbakan Hükümeti Devleti yönetmemiş, devletçilik oynamış…

Geriye Meral Akşener ve Tansu Çiller kalıyor, o kadıncağızlar da elinin hamuruyla anca o kadar yapabilmiş…

Bu son perde ile duruşma sahnesini kapatalım.

.......

Peki tiyatro bitti mi?

Hayır…

Yargıtay’a intikal etti.

Yargıtay’a intikalinden önceki son perdeyi hepiniz seyretmişsinizdir.

Bu sahnede generallerin büyük bir kısmına müebbet verildi.

Müebbet ki ne müebbet…

Nasıl müebbetse, Yargıtay’dan karar çıkana kadar evlerine gönderildiler.

El’an içeride yatan 28 Şubat mağdurları varken, sarığını çıkarmadığı için tedavisi yarıda kesilen rahmetlik Bekir Göl ve Süleyman Başbuğ ailelerinin ve sevdiklerinin ve dahi bu emsal nicelerinin yürek sızıları dinmemişken, sen tut müebbet hapis cezası alan generalleri evine gönder.

Bu da yetmezmiş gibi, Saadet zihniyetinden AK Parti’ye sızmış bir kısım aşağılık kompleksli temsilciler çıkıp, mahkeme önünde utanmadan zafer çığırtkanlığı yapıyor.

Neyin zaferini kutluyorsunuz?

Milletten aldığı oylara mukabil, onu temsilde yetersiz kalmış, hatta işlenen 28 Şubat zulümlerine aracılık etmiş, kahramanlık müsveddesi 54. Hükümeti’nin hesaba çekilmemiş olmasının zaferini mi kutluyorsunuz?

Öyle ya bu dosya içeriğine göre askerlerin aldığı ceza kadar 54. Hükümet mensuplarının da ceza alması gerekirdi.

Zira duruşmadaki 28 Şubat sanıkların savunma tezinin temeli şuydu;

“Biz asker olarak MGK’ya tavsiyede bulunabilir miyiz? Bulunabiliriz... Biz de farklı bir şey yapmadık zaten. 28 Şubat kararlarını tavsiye nitelikli olarak MGK’ya sunduk. Hükümet de imzaladı. Alınan MGK kararı gereği, hükümet ilgili bakanlıklarında, biz de ilgili birimlerimizde uygulamaya koyduk. Bunun neresi suç?

Bu suçsa, İç İşleri Bakanlığı’nda, Adalet Bakanlığı’nda vesair bakanlıklarındaki icraatlar suç değil mi ? Zira alına 28 Şubat Kararların “hassasiyetle uygulanmasına” dair Başbakan Necmettin Erbakan’ın imzası ile yayımlanan “14 MART 1997 tarihli, Başbakanlık direktifi” 406 Sayılı MGK Kararlarının uygulanmasına yönelik görevleri içermektedir.

Buna ek olarak, sürekli İzleme Merkezi, 14 Mart 1997 tarihli Başbakanlık Direktifinde belirtilen hususları takip etmek üzere; Başbakan Erbakan, “18 Mayıs 1997 tarihinde” ikinci bir direktif yayımlanmıştır.

Bu direktifte “406 Sayılı MGK Kararlarının uygulanmasını takip” ve koordinasyon amacıyla “Tedbirleri Sürekli İzleme Merkezi ve Tedbirlerin Uygulanmasını İzleme ve Koordinasyon Komisyonu kurulmasını” bildiriyor.

Ve Adalet Bakanı Şevket KAZAN imzasıyla yayımlanan “Kanunların Titizlikle Uygulanması hakkında” başlıklı 11 Nisan 1997 tarihli genelge; “Cumhuriyetin demokratik, laik ve sosyal hukuk devleti ilkesini bozmaya ya da Anayasada belirtilen temel hak ve özgürlükleri kaldırmaya yönelik suç işleyenlerin süratle mahkeme önüne çıkarılması” adına Cumhuriyet ve DGM Başsavcılıklarına iletilmiştir.

Ayrıca Bakanlar Kurulunun 13 Mart 1997 tarihli “28 Şubat Karalarının uygulanmasına dair” toplantı zabıtları, Ankara 5. Ağır Ceza Mahkemesince incelenmiş ve hiçbir baskı olmadığı kanaatine varılmıştır.

Şimdi anladın mı Şevket Kazan’ın neden şikâyetçi olmadığını?

Ayrıca, Dönemin Adalet Bakanı ve Refah Partisi yöneticisi Sayın Şevket KAZAN, Haziran 2003 basımı Refah Gerçeği 3 isimli kitabının 492. sayfasında; “Erbakan’ın istifasının herhangi bir baskı veya dayatma sonucu değil, tamamen iki parti arasında önceden imzalanan protokol gereği olduğunu” belirtmiştir.

Yine Refah Gerçeği kitabının 461 Sayfasında “28 Şubat'ın bir askeri darbe olmadığını, 28 Şubat'ın bir muhtıra olarak kabul edilemeyeceğini” açık ve net olarak vurgulamıştır.

Ve Sayın Şevket KAZAN, “MGK’da asla nezaket dışı bir durum yaşanmadığını” teyit etmişti.

Bu tespitlerin hepsi 28 Şubat Darbe davasından.

5.000’i aşkın sayfadan ibaret mahkeme evraklarının çok kısa bir özeti hükmündeki bu beyanlarda gösteriyor ki;

“Darbe hükümete değil millete yapıldı” Ve hükümet, postal korkusundan ve koltuk sevdasından olsa gerek, tüm yaşananlara göz yumdu.

Geriye kalan tiyatroydu…

Bir şey hariç!

Evet, tüm bu tiyatro içerisinde mühim bir gerçeklik vardı!

Lakin o gerçeği bugünden söylemek; bugün söylediklerimizi 24 yıl önce söylediğimiz halde, anlaşılamamış olması kadar anlamsız kalacak.

Zira 24 yıl önce yaşananların tiyatro olduğunu söylediğimiz halde, bugün yeni yeni anlaşılması da gösteriyor ki; o mühim gerçeği bugünden söylemenin anlamı yok!

Şimdilik sergilenen tiyatroyu izlemeye devam…



Selamette kalınız.

metin@aczmendi.com

..........................BİLGİ VE BELGELERİ YAYINLAMAYA DEVAM EDECEĞİZ İNŞALLAH.........................

Tamer Korkmaz

 İndir
1996 Eskişehir Cezaevi Tevkifi

 İndir
28 ŞUBAT İDDİANAMESİ

 İndir
Milli Gazete'nin Aczmendi Neşriyatı

 İndir
28 Şubat İddianamesi'nde Aczmendiler

 İndir
emniyet raporuA.jpg

 İndir
Yükleniyor