SUAL:

Risale-i Nur’da Biat var mıdır? Müslim Efendi ve Aczmendiler kime biatlıdır? Aczmendi bir tarikat mıdır?

ELCEVAP:

               

           Risale-i Nur mesleğinde biat ve mürşitlik olmadığını ifade eden nurcular, Müslim Gündüz Efendi'ye kime biatlı olduğunu sual ederek, Bediüzaman hz 'nin "Zaten Üveysî bir surette doğrudan doğruya hakikat dersimi Gavs-ı Âzam'dan (K.S.) ve Zeynelâbidîn (R.A.) ve Hasan, Hüseyin (R.A.) vasıtasıyla İmam-ı Ali'den (R.A.) almışım. Onun için, hizmet ettiğimiz daire onların dairesidir" ibaresini teğet geçmiş olmalı.

                Biat etmek için müheyya bir şahsın mevcudiyetinin gerekliliğini ifâde eden nurculara, bizde şunu soralım;

                Üstad hz. irşadını üveysi bir tarzda ehl-i beytten aldığını ve bi anlamda onlara gıyabi biatlı olduğunu bizzat Emirdağ Lahikası'nda belirtmiştir. Madem irşad olmak için şahsi bir mevcud şartı var, o zaman Veysel Karani hz 'nin Efendimiz'i (asm) bir kere dahi görmeden gıyabi biat edip irşad olmasını nasıl bir izahla ifâde edebilirler acaba?

                Ancak mevcud olan bir şahısla irşad olunur diyen şimdi ki Nurcular, Üstad'ın Sikke- i Tasdik- i Gaybi' daki şu ibarelerine dikkat etsinler;

                "Elhâsıl: O gelecek zâtın ismini vermek, üç vazifesi birden hâtıra geliyor, yanlış olur. Hem hiçbir şey'e âlet olmayan Nur'daki ihlas zedelenir, avam-ı müminin nazarında hakikatların kuvveti bir derece noksanlaşır, yakîniyet-i bürhaniye dahi kazâyay-ı makbûledeki zaman-ı galibe inkılâp eder, daha muannit dalâlete ve mütemerrid zendekaya tam galebesi, mütehayyir ehl-i imanda görünmemeye başlar; ehl-i siyaset evhama ve bir kısım hocalar itiraza başlar" Onun için Nurlara o ismi vermek münasip görülmüyor. Belki müceddiddir, onun pişdarıdır, denilebilir.

                Üstad hz'lerinin emri ile Risale-i Nur hizmetini devam ettirecek olan zatın -mezkur sebeplerden dolayı- gizli kalması lâzım geldiğini anlıyoruz. Bu itibarla o zatı bulup ona bizzat biat etmek İslam'ın maslahatı gereği mümkün değildir. O halde gıyabi biat lâzımdır. Gıyabi biatın İslâm'daki ilk tatbikçisi Peygamber Efendimiz (a.s.m.) olmuşlardır.  Yani gıyabi biat sünnettir.

                Binaenaleyh, Sultan Feyzi Kastamoni Hz'leri hayatının son senelerinde "Risale-i Nur talebelerinin Risale-i Nur'un şahs-ı manevisinin mümessiline giyabi biat etmeleri lâzımdır" diye fetva vermişlerdir.

                Şimdi ey Nurcular! Sizler bu meseleyi Sultan Feyzi Hz'den daha mı iyi anlamış oluyorsunuz biatı reddederek.

                Daire-i Nur'da bir zata biatlı olunması gerektiğini çok iyi bilen Nurcular, bu düsturu kabul etmeyip gerekçe olarak şunu sunuyorlar;

                " Şer'i lisanda: biat'ın şartı, siyasi ve iktidari vazifeliliği kabul edilen mevcut bir şahsın bulunması gerektiğini” ileri sürüyorlar. Hâlihazırda ki Türkiye Devletinin henüz Şeriatla yönetilmediğini hatırlatmakta fayda var sanıyorum.

                Demek mesele şahsi olarak mevcud birine biat edilip edilmemesi değil, mesele kabul ve takdir etme meselesidir. “Risale-i Nur mesleğinde biat ve mürşitlik yoktur” diyen Nurcular, Üstad'ın Risalelerini sadece sathi bir tarzda okuyup, içindeki düsturları kabul etmeyenlerdir. Lâteşbih İslam'ı kabul edip 5 şartını kabul etmeyen Müslümancılık oynayan Müslümanlar gibi..

                Risale-i Nur mesleğindeki bu gerçeği sizin takdir ve tasdik etmemeniz  Risale-i Nur'daki mezkûr hakikati değiştirmez. Zira siz kabul etseniz de etmeseniz de Risale- i Nur mesleği bir tarikat hareketidir.

                "Mesnevî Nuriye,10. Risalede" seri-üs seyr olan bu zamanın evladına, kısa ve selametli bir tarîkı ihsan etmek, rahmet-i hakimenin şanındandır" ibaresini hayatlarında nereye koyuyorlar acaba?

                Sözünüz fiilinizi tasdik etmiyor. Madem Risale-i Nur talebelerinin sözü Risale-i Nurdur, o halde haliniz ve kaliniz Risale-i Nur hakikatlerine mutabık olsun.

                Üstadsız Risale okumanın adı Nurculuk olamaz.

                Müellifine muhip, fakat eserlerinde ki hakikatlere muhalif oldukları bir eseri sathi bir nazarla okumanın gafleti içindeler.

                Gelelim üstadın " Zaman tarikat zamanı değil, imanı kurtarma zamanıdır " ibaresinin izahına.

                Üstad Bediüzaman (r.a)'ın bu sözü "Tarikat batıldır veya tarikatların miadı doldu bundan sonra tarikatla gidilmez" demek değildir.

                Kendi zamanının dehşetli şeraiti itibariyle " günahların yaygınlaştığı, bid'aların arttığı, küfrün hücum ettiği o zamanda, yalnız nefis terbiyesi yapmakla Müslümanların sorunlarını çözemeyiz halledemeyiz. Evvela imanı kurtarmalıyız" demektir.

                Bununla ilgili Emirdağ Lahikası-2'de şöyle bir ibaresi vardır;

                "Şimdiye kadar ben yalnız iman hakikatini düşünüp 'Tarîkat zamanı değil, bid'alar mani oluyor' dedim. Fakat şimdi Sünnet-i Peygamberî dairesinde bütün on iki büyük tarîkatın hülâsası olan ve tarîklerin en büyük dairesi bulunan Risale-i Nur dairesi içine, her tarîkat ehli kendi tarîkatı dairesi gibi görüp girmek lâzım ve elzem olduğunu bu zaman gösterdi”

                29.Mektup 9.kısım Telvihat-ı Tis'a namında ki risale de buna muazzam izahlı bir delildir.

Bununla beraber 26. Söz'ün Zeyl'inde bahsi geçen “Cenab-ı Hakk'a vasıl olacak tarikler pek çoktur. Bütün hak tarikler kur'ân'dan alınmıştır. Fakat tarikatların bazısı bazısından daha kısa, daha selametli, daha umumiyetli oluyor. O tarikler içinde, kasır fehmimle Kur'an'dan istifade ettiğim "Acz ve fakr ve şefkat ve tefekkür tarikidir”

                Demek, Üsdat hz.leri kendi meslek ve meşrebini bu 4 esas üzerine kurmuş. Ve bunu Kastamonu Lahikasında belirtmiştir.

                Ey Nurcu olduğunu iddia eden müddeiler!!

                Şimdi sizler hangi hak ve hukukla, Risale-i Nur'u kendi anlayış ve iz'anınıza bina edip “doğru Risale-i Nur hizmeti bizim yaptığımız minval üzeredir” diyerek, umuma teşmil olan bu hizmeti temellükle gasp ediyorsunuz!! Bu tavrınızla 21. Leman'ın 2.düsturuna muhalefet edip fabrika çarklarını tahrip ediyorsunuz.

                GELİN BEDİÜZZAMAN'LI NURCULUK YAPALIM!!.

Yükleniyor