ÇOK AMA ÇOK MESAFE KATETTİK

 

           Düşünüyorum da, tüm olumsuzluklara rağmen Müslümanlar büyük mesafe katetti.

           Mesela, yüzyıl önce idam sehpalarının gölgesi altında yada kan dökmek pahasına Müslüman’a dayatılan yaşam tarzını, bugün hiçbir icbar ve baskıya gerek kalmadan kendi rızamızla yaşayabiliyoruz.

           Hatta geçen asrın dehası olduğu söylenilen bir zatın, uğrunda 35 senelik işkenceli bir hayatı göze aldığı “Kıyafet ve Süfyan meselesine”, "müspet hareket" etmekteki maharetimiz sebebiyle takılmıyoruz bile…

           Yine hatırlayın, yüzyıl önce farz yada vacip değil, "sünnet kabilinden bir amelin terkiyle bid’at işlemek tehlikesinden" bahsettiği için idam ile tehdit edilen bir alimin, hükmünde ısrar etmesi sebebiyle hizmet-i diniyeyi yarım(!) bırakıp dar-ı bekaya göçmesine bedel, bugün bizler –hani olmaz da- hasbelkader ehl-i gafleti incitecek bir kelam suduruyla kendimizi hakim karşısında bulsak, hem onun gönlünü hoş edecek, hem kanunu incitmeyecek, hem de şeriate münasip düşecek bir fetvayı bulmakta hiçte güçlük çekmiyoruz mesela...

           Peki bu maharet (!) sadece âlimlerimize ait?

           Elbetteki değil…

           İslami Siyasette de çok mahiriz.

           Öyle ki son üç çeyrek asırda, baskı, cebir, gözyaşı ve kan dökmek pahasına ancak tatbik edilebilmiş bir rejimi, son derece suhuletle ve Müslümanların rızası dahilinde tatbik edilebiliyoruz mesela…

           “Mustafa Kemal kalksa bizim partiye üye olur” sözü yersiz olmadığı gibi “Kanlı mı olacak kansız mı?” sözleri de yanlış anlaşılmış gibi...

           Kemalistler gereksiz yere telaş edip, darbe yapmışlar meğerki. Bugün anlaşılmış oldu ki;

           “Biz Demokrasi ve Laikliği, gözyaşı ve kan akıtmadan da bu millete kabul ettiririz” demek istemişler meğerki.

 

           Hay Allah, ne yazmaya niyet etmiştim, nereye çıktık.

           Halbuki, klavyenin başına geçerken; “bu defa işin güzel tarafını görüp/göstermeye” niyet etmiştim.

           Neye niyet neye kısmet...

           Bilahare inşallah…

           Tabi yardımlarınızla.

           Zira buna muvaffak olmak güç.

 

           İşin aslına bakarsanız, Risale-i Nurlardan aldığımız derslerin bereketiyle, şahsi ahvalimizde hadiselerin güzel tarafını görmek hiçte güç değil.

           Fakat konu şahıstan öte, Hizmet-i İmaniye ve Kur’an’iye olduğunda, aza kanaat etmek, bardağın dolu tarafını görmek, maharet istiyor elbet. Bizde de o maharet yok.

           Maharetsizliğimle ilgili üç sebep hatıra geliyor.

           Birincisi; Şevkin kırılmaması adına şahsıma bakan tarafta gösterdiğim mahareti, ümmeti ümit var edecek tarafta gösteremiyor olabilirim.

           İkincisi; Bu zamanda sıklıkla görülen, “başkasının kusuru üzerinden kendi nefsini temize çıkarmak” gibi bir varta içerisinde bulunabilirim.

           Üçüncüsü; Kendi menfaatlerim namına gösterdiğim müsamahayı, şahsıma ait olmayan, umumun hukukuna bakan tarafta da göstermek salahiyetine sahip olmayabilir.

           Dördüncüsü; .......

           Dördüncü ihtimal ve fazlasını yorumlarınıza bırakıyorum.

           Öyle ya tek taraflı istifade hiçte hakkaniyetli değil.

           Sizlerden alabileceğimiz çok dersler var.

           Ayrıca içinde bulunduğumuz ahvalin güzel taraflarına dair tespitleriniz olursa, onları da (yorum kısmında) paylaşınız sevinirim.

 

           Rabbim ahir akıbetimizi hayretsin (amin)

           Firmanillah...

10 Ramazan 1441 - 05/05/2020

Yükleniyor