HOŞGELDİN CORONA

            Gecesi karanlık, denizi dalgalı, teknesi mukavemetsiz olanlardan en ziyade endişeye kapılanlar, kıyıdan en uzak olanlardır.

            Malum olduğu üzere, insanların bir hayat seyri olduğu gibi, asırların da, Dünya’nın da hayat merhaleleri vardır. İnsanlar, ecel saatinin dakikalarını yıllar üzerinden sayarken, Dünya başına kopacak kıyametin yaklaştığını asırların geçmesiyle bilir.

            Gelecek asırların ne getireceğini bilmiyoruz. Lakin geçmiş asırlara baktığımızda görüyoruz ki, Dünya hiç bu kadar sahil-i selamet olan darüs’selam’dan uzaklaşmamıştı.

            İçinde bulunduğumuz direği çürük şu sefine, hiç bu kadar derinlere açılmamış ve bunun tabi bir neticesi olarak da, sığ sulardaki küçük dalgalara bedel, derin suların dağlar büyüklüğündeki dalgalarıyla hiç bu kadar boğuşmamıştı.

            Dalgaların bu dehşetengiz durumu yanında, günah karanlıkları içerisinde yuvarlanan asrımız, ufkumuzu kararttı, pusulamızı şaşırttı. Ne tarafa dümen kıracağımızı bilemez bir vaziyet içerisinde debelenip duruyoruz.

            İmtihan deryası bir taraftan depremlerle yakamızdan tutmuş sirkelerken, diğer taraftan gözle görünmez bir corona hayatımızı her geçen gün işkenceli bir hapse çeviriyor ve maalesef ki sahile de çok uzağız...

            Hangi meseleye ne tarafından bakacağımızı bilemez bir perişaniyet içerisindeyiz. Uyurken üzerimize düşecek betonların hesabını mı yapalım, yoksa aldığımız hangi nefesin Corona’yı davet ettiğinin endişesiyle mi yaşayalım... Yoksa hiçbir şey yokmuş farz edip; depreme mani olmak şöyle dursun, ne zaman olacağının hesabını dahi yapmaktan aciz uzmanların ve kendini virüsten sakındıramamış siyasilerin arkasına mı sığınalım?

            Halbuki ne güzel muasır medeniyetin (!) kuyruğuna takılmış gidiyorduk…

            Yollar, köprüler, havaalanları, hızlı trenler, alttan üstten geçitler, cinsiyetler arası geçişler, flört seçeneklerindeki zenginlikler, kadının pozitif ayrımcılığa tabi tutulup beyanının esas olduğu, evinde çocuğuna bakıcı olmaktan eşine yarenlik yapmaktan kurtulup iş hayatına atılıp, etrafındaki her bir erkeğe cilveler dağıttığı ve hata daha uzun ve yaşanılabilir bir Dünya için poşetlerin parayla satıldığı bir seviyeyi yakalamışken, nereden çıktı bu depremler ve nereden musallat oldu şu corona denen virüsler?

            Bu kadar karanlıklı ve dalgalı bir durum yetmezmiş gibi şimdi de 29 Nisan’da Dünya’ya çarpma ihtimali olan bir göktaşından bahsediliyor.

            Var mı bir akıl verecek olan?

            Öyle bir akıl ki; evvela şu kürey-i arza “silkelenme bi dur!” diyecek…

            Sonrasında şu görünmez mikrobu, arzımızın dışına kadar sürecek…

            Ve hızla Dünya’ya doğru ilerleyen asteroid’in yönünü çevirebilecek bir akıl, verecek olan var mı aramızda?

            Elinde peçete, burunu ile baş etmeye çalışan Papa, laik rejimin fetva makamı Diyanet Reisimiz, tokalaştığı Brezilya’lı yetkilinin Corona çıkması sebebiyle herkesin yanına yaklaşmaktan imtina ettiği Süper güç (!) Trump ve diyanete serbestiyet kazandırmak gayretindeyken, sefahatin kanallarını ardına kadar genişleten Başkanımız da dahil, varsa bir akıl verecek olan, dinleyip itaat etmeye hazırız.

            Yeter ki yaşamak için, saadet için, eğlenmek için, keyf için geldiğimiz şu Dünya’da rahatımız kaçmasın, huzurumuz bozulmasın.

            Onlar bu işe bir çare bulsun, biz bombalar atında kalan mazlumlara, sahillere vuran cansız yavrulara, tecavüze uğrayan bacılarımıza, dinimize hakaret eden alçaklara rağmen rahat içinde yaşamanın yolunu çoktan bulmuşuz zaten..

            Birden rad gibi bütün karanlığı yırtarak ortalığı aydınlatan bir ses;

“bir çare var elbette” dedi. “Lakin tek bir şart ile söyleyeceğim”

            Nedir, o şartın söyle. Ama lütfen zor ve imkansız olmasın. Hadi lütfen söyle…

            Cevaben;

            “Arzı sakinleştirecek, mikroba sözü geçecek, o cesim gök taşına yön verecek o çareyi size söylersem. Kurtulup sahil-i selamete çıktığınızda ona teşekkür edecek misiniz?” dedi.

            Kim bu teklife hayır diyebilir? Elbetteki hiç kimse…

            Herkes bu tek ve son derece kolay şartı yerine getirmek için hep bir ağızdan söz verdi.

            Her an söz verdi... Her yıl söz verdi... Her asır söz verdi...

            Dünya binlerce defa dolup boşaldığı her bir devresinde dahi söz verdi. Peki neticesi ne oldu biliyor musunuz?

            Dilerseniz çarey-i necat için ve akabinde bizi neyin beklediğinin dersini almak için, kainatın aklı hükmündeki Kur’an’ı Kerim'e müracaat edelim. Taki bizden öncekiler nasıl necat buldu ve bu kurtuluşa mukabil nasıl bir teşekkürde bulundu beraberce öğrenelim.

            Kur’an’ın irşadıyla bizlere ders veren Üstadlarımızdan öğreniyoruz ki; Böylesi bir durumda şu ayetteki münacata sığınıp, umum namına şu tarzda dua yapabiliriz ve dahi yapmalıyız.

            “…Lâ ilâhe illâ ente subhâneke innî kuntu minez zâlimîn(zâlimîne).” (Enbiyâ 21/87)

            Ey Rabbimiz;

            Ey terbiye edenimiz;

            Ey Halıkımız;

            Ey hayat verenimiz;

            “Senden başka ilâhımız yoktur. Seni her türlü noksanlıktan, eşi-ortağı olmaktan tenzih ederiz. Şüphesiz ki biz, kendimize zulmedenlerden olduk”

            İhtimalki bu duayı eden içimizdeki bir kısım ihlaslı kullar sayesinde, Allah’ bizi karaya çıkaracak. Çıkarmaya çıkaracak lakin, neticesinde ne olacağının ihbar ve dersini dahi Kur'an şöylece beyan ediyor.

            “Allah'a yalvarırlar. Fakat (Allah) onları karaya (çıkararak) kurtarınca, bir de bakarsın ki onlar (yine O'na) ortak koşuyorlar! (Ankebut 65)

            “Hâlbuki onları (dağlar büyüklüğünde) gölgelikler gibi dalgalar kapladığı zaman, dinde O'na (karşı) ihlâslı (samîmî) kimseler olarak Allah'a yalvarırlar. Artık onları karaya(çıkararak) kurtarınca, bunun üzerine içlerinden bir kısmı (îman ve ihlâs üzere kalarak) orta yolu tutan bir kimse olur” (Lokman 32)

            Hasıl-ı Kelam; Rabbimiz, şu dünyanın bir imtihan yeri olduğunu bizlere bazen depremlerle, bazen Corona, bazen etrafımızda uçuşan cesim göktaşlarıyla hatırlatmak istediğinde; “Eyvah biz ne ettik ki bunlar başımız geldi” gibi anlamsız endişeler kapılmak yerine, gerek musibet anında ve gerekse de (selamete çıkarmamızı murat etmiş ise) salim kaldığımız anda; bunu bir ihtar, bir hatırlatma, bir haberci olduğunu fark edip, O'nu hatırlayalım. Ve akabinde O'nu unutmadığımızı ve unutmayacağımızı emir ve yasaklarına riayet etmek suretiyle gösterelim.

           Rabbim, bu yüksek ve ihlaslı hale muvaffakiyette bizlerin yar ve yardımcısı olsun. (amin)

Yükleniyor