SUAL:

İman hakikatlerini öğrenmek ve tatbik etmek için eser kafi midir?

ELCEVAP:

               

                İslam, asrımız itibariyle iki mühim (dahili) hücumla karşı karşıya…

                Birinci hücum; Kur'an'ı Kerim'e karşı yürütülürken, ikincisi; Kur'an'ın asrımıza bakan tefsiri, Risale-i Nur'a karşı yürütülmekte. Acip olan şu ki; Kur'an'a hücum, Kur'an namına yapıldığı gibi, Risale-i Nur'a yapılan hücum dahi, Risale-i Nur adına oluyor.

                Asrımızın dessas komiteleri, ekseriyetle hücumlarında bizzat Müslümanları istimal ediyor ve hangi nabza nasıl şerbet vereceğini çok iyi biliyor. Akabinde de kenara geçip seyrediyor. Ve maalesef ki, Müslümanlar eliyle İslam'a yapılan bu hücumlar sayesinde; asırlardır tevarüs edip gelen İslam'i birikimin önüne set çekilip, tekemmül ve inkişafına mani olunduğu gibi, mevcut birikim dahi ihtilaf, münakaşa ve tekfirler sebebiyle İslam'ın aleyhine tesir gösteriyor. Anlaya-cağınız; İslamiyet, kendi dinamikleri içerisinde pasifize ve asimile ediliyor. Şimdi isterseniz ehl-i zındıkanın asrımızdaki dessasane planlarına yakından bir bakalım.

                Ne demiştik ? Kur'an'a, Kur'an'la hücum ediliyor. Bu nasıl mı yapılıyor ? Emellerini gerçekleştirecek algı yönetimleri ve bu algı yönetimlerini şekillendirecek sloganlarla. Evet, en evvel sloganlarla Müslümanları yemliyorlar. Devamında da oltanın ucundaki balık gibi onu istediği tarafa çekiyorlar. Bazen ipini geriyorlar, bazen gevşek bırakıyorlar...

                Kur'an'a olan hücumda kullandıkları Kur'an'i sloganlara bir kaç misal verelim isterseniz. Mesela; “Kur'an Müslüman'ı”, “Kur'an'daki İslam”, “Kur'an'ı önceleyelim”, “Kur'an, Allah'ın apaçık bir mesajıdır”, “Kelamullah varken beşer kelamına itibar edilmez” gibi sloganları kullanarak, evvela Peygamberi (asm) akabinde müçtehit-i izamı perdeliyorlar.

                Peki oltaya takılanlar hainler mi ? Haşa...Keşke hain olsalardı... Maalesef ki öyle değiller, samimiler… Samimi oldukları için de tahribatları çok daha şiddetli oluyor… Halbuki hain olsalar; suni, riyakârane, sakil, her an fark edilebilecekleri bir tedirginlik içerisinde davranacaklarından, adeta müşir makamında oturan er misal, bulundukları makamda sırıta-caklar…Böyle değiller... Belki aramızdaki en kabiliyetliler, en hamiyetliler arasından çıkıyorlar. Bunun tabii bir neticesi olarak da, kitleleri peşlerinden sürüklüyorlar.

                Neticede bu dessas komiteler, yemlerine takılan Müslümanlar eliyle Kur'an'ı kullanıp Peygamberi (asm) perdeliyorlar. Sizin anlayacağınız tam bir hokkabazlık yapıyorlar. Aradan çıkardıkları Peygamberin (asm) yerine kendilerini koyuyorlar. Öyle ya, peygamberi (asm) aradan çıkarsan Kur'an'ın ne dediğini, neyi emredip neyi nehyettiğini kim anlatacak ? Tabiki kendileri.

                En nihayet meal okumasını bilen kadar müçtehit, cahil cesareti gösterebilecek sayıda Mücedditle İslam alemini baş başa bırakıyorlar. O öbürünü nakzeder, bu diğerini cerh eder, öteki berikini tekfir eder bir vaziyet içerisinde, debelenip gidiyoruz.

                Velhasıl-ı Kelam, acip bir illüzyonist asırdayız ki sorma… Evdeki tv'den, eldeki telefona, kürsüdeki siyasiden maalesef ki hocaya kadar, müthiş bir algı illüzyonu söz konusu. Her şey ne kadar açık, net ve dürüst görünüyorsa, bir o kadar gizli, belirsiz ve güvensiz bir vaziyet içerisinde… Ya da her şeyin farkındayız, lakin aldatılmak hoşumuza gidiyor belkide… Her neyse… Şimdi gelelim Risale-i Nur üzerindeki benzer bir illüzyona. Yani bizim nurcuların içine düştüğü hokkabazlığa... (İmani hizmetteki muvaffakiyetleri bir tarafa, bir iman ki İslam'a hizmet etmez bir vaziyeti netice veriyorsa, gafletten uyanmaları için hokkabazlık izafesine gerek ki müsamaha ile bakıla)

                Nurcuların takıldıkları oltadaki yemlerini (sloganlarını) buraya yazmayacağım. Zira yazsam, iş makale boyutunu fazlasıyla aşar. Şu tarzda hülasa edebilirim; Bediüzzaman hazretlerinin, Risale-i Nurları metheden ifadelerini nazara veren sloganlar oluşturuyorlar. Bu sloganlar sayesinde Bediüzzaman'ı (ra) Risale-i Nurlar ile perdeliyorlar. Risale-i Nur'un en kamil bir meyvesini yok hükmünde kabul ettiklerinden, adeta ağacı methetmekten, methettiği ağacın meyvesini anlatmaya vakit bulmayan bahçıvan durumuna düşüyorlar. Bunun tabii bir neticesi olaraktan, methettikleri ağacın meyvesi kendileriymiş gibi bir algıya kapı aralıyorlar. Pek tabi böyle bir niyetle yola çıkmadıklarından, işin vardığı bu noktayı da göremiyorlar. Bilmiyorlar ki, yemlendikleri balıkçılar tarafından hiçte tahmin etmedikleri bir sahilde dolaşıyorlar. Halbuki beşeri ideolojiler, kurucu rol modellerini methedip andıklarının yarısı kadar biz nurcular saadet saraylarının kapısını bizlere aralayan Bediüzzaman'ı (ra) hatırlamış ve hatırlatmış olsak, Müslümanların laik rejimin payandası olmaktan kurtulmaları için ikinci bir sebebe ihtiyaç kalmayacak.

Yükleniyor