21 Aralık 1996 günü bir rüya gördüm. Rüyamda emniyet güçleri ve basın mensupları Kadıköy'de Müslüm Efendinin evine girmişler ve büyük bir taarruz içerisindelerdi. Rüyamı Müslüm Efendiye arz edip;

                “Efendim sizin yerinizi değiştirelim, galiba burada bu adrese bir taarruz planı var” dedim. Müslim Efendi de; “kardeşim sen münasip gördüğün tedbiri al” dedi.

                Ben de İstanbul'daki birkaç arkadaşla konuyu istişare edip, başka bir mekân ayarladım.

                25 Aralık günü akşam Müslüm Efendiyi o adrese nakletmek üzere araçla harekete geçtim. Tam Kadıköy sapağına geldiğimizde başak bir araç bize çarpmak suretiyle, büyük bir kaza geçirdik. Herhangi bir can kaybı olmasa da aracımız kullanılmaz hale geldi.

                Vazifemi yerine getirmek durumundaydım. Kaza mahallinde ayrıldım. O aralar İstanbul'a tedavi için gelen, Necdet Efendi'ye ulaştım. Onun aracını alıp, Kadıköy'e doğru tekrar yola çıktık. Aynı sapağa geldiğimizde bir önceki kazaya benzer bir tarzda arkadan hızla gelen bir araç bize vurdu. Bindiğimiz araç yine kullanılmaz hale geldi.

                Müslim Efendi beni bekliyordu. Arayıp, gecikme sebebimi haber verdim. Başımızdan geçenleri anlattım. Cevaben;

                “Kardeşim, belli ki yerimizi değiştirmeye müsaade yok. Kaderimizde ne varsa göreceğiz. Takdir edilen, tedbirimize müsaade etmiyor, kader söylüyor ihtiyar-ı beşer susuyor. Tevekkel tu Al Allah'” dedi.

                O gün için başka bir araç temin etme imkanımız yoktu. Üç gün sonra, “ihtimal ki yakın çevremizle olan irtibatı takip ediyorlardır” düşüncesiyle, bu defa araç teminiyle ilgili farklı bir tedbir kullanarak, tekrar Efendi Hazretlerini almaya gittim. İkamet ettiği eve varmamıza 300/400 metre gibi bir mesafe varken, evin önünde çok sayıda resmi ekip otosu olduğunu fark ettim. Anlaşılan Müslim Efendinin kaldığı eve operasyon yapılmıştı.

                O gece Müslüm Efendiye ulaşmakta zorlandık ve emniyetin nereye götürdüğünü öğrenemiyorduk. Gece yarısı avukatımız Abdurrahman Sarıoğlu beni arayarak; Müslüm Efendinin Vatan Caddesindeki Emniyet Müdürlüğüne götürül-düğünü ve Fadime Şahin'in de orda olduğunu ve Şahin'in ifadesinde;

                “Müslüm Gündüz bana bir kötülük yapmadı. Kendisiyle dini nikahımız vardır. Ali Kalkancı sebebiyle yaşadığım psikolojik sıkıntılar sebebiyle, bunalımda olduğum bir dönemde bana manevi destek olsun diye nikah yapmak durumunda kaldığımı bildiğinden, beni nikah hususunda baskı altında tutmamak ve istediğim zaman bu evlilikten vazgeçmem için talak (boşanma) hakkını bana bırakmıştı. Ben yaşadığım suiistimallerden ve Ali Kalkancı ile yaşadığım travmalardan dolayı Müslüm Efendiye sığındım” demişti. (Belirtilen emniyet ifadeleri elimizde mevcuttur)

                Ben ve nikah şahidi olan bir arkadaşım, Fadime Şahin Emniyetten çıktıktan sonra ona refakat etmek istiyorduk. Fakat kendisine bir türlü ulaşamıyorduk. Şahin'in ailesinin oturduğu eve gitmeye ve bizden isteyeceği bir yardım olursa elimizden geleni yapamaya kara verdik. Tek endişemiz vardı. Şahin nikah öncesi dul olduğundan Müslim Efendi ile yapmış olduğu nikahtan ailesine bahsetmemek ihtimali vardı. Eğer böylesi bir durum varsa büyük bir tepki ile karşılaşacaktık. Birkaç arkadaşı Fadime Şahin'in ailesinin bulunduğu eve gönderdim. Tahmin ettiğimiz gibi büyük bir tepki ile karşılaşmışlardı. Arkadaşlarım geri döndü. Nerede olduğuna dair bir bilgiye henüz ulaşamamıştık.

                Daha sonra öğrendik ki karakoldaki ifadeden sonra, Fadime Şahin istihbarat tarafından götürülmüş birkaç günlük hususi baskı neticesinde karakoldaki ilk ifadesini savcılık ve mahkemede değiştirmesi istenmişti. Bunun böyle olduğunu, çıkarıldığı bazı televizyon kanallarındaki beyanları tasdik ediyordu.

                Tek başına korkutulmuş yalnız bir kadından bir şekilde ortaya çıkan bu ifadeler, kamuoyunun zihninde farklı yorumlanmıştı. Hâlbuki gerçek kanaatleri ve ifadeleri emniyetteki ifadelerdir.

                Her hâlükârda Kadıköy Hadisesinde İslam şeriatına riayet hususunda gerekli hassasiyet Müslim Efendi tarafından gösterildiği gibi, yasal çerçevede de herhangi bir cezai müeyyideyi icap ettirecek bir durumla karşılaşılmamıştır.

                Hizmetimizi Müslim Efendinin şahsında çürütmek ve karalamak isteyen dessas komiteler, bu alçak hamleleriyle başta cezaevindeki kahraman kardeşlerimizin mücadele direncini kırmak akabinde de toplum önünde İslami değerleri çürütmeyi hedeflemiştir. Hamdolsun ki, hem planları akamete uğramış, hem de değil İslami değerlerin çürütülmesi, bilakis rejimin çürük temeller üzerine bina edildiği toplum tarafından fark edilmiş ve basiretli Anadolu halkı 28 Aralık zulmüyle 28 Şubat’a kapı aralayan zümreyi, önce sandıkta, akabinde açılan soruşturmada, mahkemeler nezdinde cezalandırmıştır.

 

                (Necdet Özdemir; “nakledilen hadise, söylenildiği tarzda vukû bulmuştur.”)

Yükleniyor