BİSMİLLAHİRRAHMANİRRAHİM

İ'lem Eyyühel-Aziz! Kelime-i Tevhid'in tekrar ile ZİKRİNE devam etmek, kalbi pek çok şeylerle bağlayan bağları, ipleri kırmak içindir. Ve nefsin tapacak derecede sanem ittihaz ettiği mahbublardan yüzünü çevirtmektir. Maahaza, zâkir olan zâtta bulunan hasse ve latifelerin ayrı ayrı tevhidleri olduğuna işaret olduğu gibi; onların da onlara münasip şerikleriyle olan alâkalarını kesmek içindir. (Mesnevi-i Nuriye, Hubab)

İ'lem Eyyühel-Aziz! Tohum olacak bir habbenin kalbi, yani içi delindiği zaman, elbette sünbüllenip neşv ü nema bulamaz; ölür gider. Kezalik ene ile tabir edilen enaniyetin kalbi, Allah Allah ZİKRİNİN şua ve hararetiyle yanıp delinirse, büyüyüp gafletle firavunlaşamaz. Ve Hâlık-ı Semavat ve Arz'a isyan edemez. O ZİKR-İ İLAHİ sayesinde, ene mahvolur. (M.N. Hubab)

Niyet-i hâlise ile şeffafiyet peyda eden bir ZİKİRDE veya bir âyette, semavat gibi nuranî sevab ve fazilet yerleşebilir. (24. Söz, 3. DAL, Onuncu Asıl)

İ'lem Eyyühel-Aziz! Nefs-i nâtıkanın en yüksek matlubu devam ve bekadır. Hattâ vehmî bir devam ile kendisini aldatmazsa hiçbir lezzet alamaz. Öyle ise ey devamı isteyen nefis! Daimî olan bir Zât'ın ZİKRİNE devam eyle ki, devam bulasın. Ondan nur al ki sönmeyesin. Onun cevherine sadef ve zarf ol ki kıymetli olasın. Onun NESİM-İ ZİKRİNE beden ol ki, hayatdar olasın. Esma-i İlahiyeden birisinin hayt-ı şuaıyla temessük et ki, adem deryasına düşmeyesin. (M. Nuriye, Zerre)

Kezalik manevî ihtiyaçlar da vakitleri muhtelif ve mütefavittir. HER ANDA "Allah" kelimesine ihtiyaç vardır. HER VAKİT "Besmele"ye HER SAATTE "Lâ ilahe illallah"a ihtiyaç vardır. (Mesnevi-i Nuriye, MU'CİZE-İ KÜBRADAN ..... 14. REŞHA, 3. KATRE)

İşte tevhidde cemal ve kemal-i İlahînin kalben görünmesi ve ruhen hissedilmesi içindir ki; bütün evliya ve asfiya, en tatlı zevklerini ve en şirin manevî rızıklarını kelime-i tevhid olan "Lâ ilahe illallah" ZİKRİNDE ve tekrarında buluyorlar. (İkinci Şua, Birinci Makam'ın Birinci Meyvesi)

ZİKR-İ İLAHİNİN bizlere kazandırdığı dünyevi ve uhrevi hadsiz faydaları, hikmetleri, semereleri var ve saymakla bitmez. İnsana verilen ömür sermayesi ya ibadet ve taatle nurani bir kıymet kazanacak yada bilerek veya bilmeyerek işlenilen günahlar ve gafilane, cahilce yapılan isyan ve kusurlarla zayi olacaktır.

İşte her vakit insanı kötülüğe sevkeden, sapkınlıklara yönlendiren şeytan ve onu dinleyen, itaat eden nefsin beşere kazandırdığı zararlardan kurtulmanın en mühim vasıtala-rından biri de ZİKR-İ İLAHİYE devam etmektir.

Mübarek Üstadımızın gece sabahlara kadar uyumadık-larını ve ZİKİR ve tesbihle meşgul olduklarını ve namaz tesbihatında KELİME-İ TEVHİDİ tek başına cehri, sesli bir şekilde okuduklarını, Risale-i Nurda şanı "En birinci talebe" olarak yad edilen H. Hulusi Efendi tarafından bizlere naklolunmuştur.

Hz. Üstadımız Barla'yı teşriflerinde misafir oldukları Mihmandarı Muhacir Hafız Ahmed Efendi anlatıyor:

"Biz gecelerde O'nun yattığını görmedik. Bir gece uyandığımda bizim köşk sallanıyor. Üstad ise "Ferd'ün Hayy'un Kayyum'un ....." diye sesli bir şekilde ZİKREDİYOR. Köşk de adeta o ahenge ayak uydurmuş gibi raksa gelmiş salla-nıyordu."

Kastamonu ve sair beldelerde zuhura gelen 1944  zelzelesinde hapishanede bulunan Nur talebeleri anlatıyor.

"Zelzele tam gece saat sekizde başladı. Bütün arka-daşlar, Lâ ilahe İllallah zikrine devam ediyorduk. ..... (Sikke-i Tasdik-i Gaybi)

Yukarıda kaydettiğimiz Risale-i Nur'da geçen beyan-lardan da kolayca anlaşılacağı üzere;

Risale-i Nur'da en kamil manada hem cehri, hem de hafi olarak yapılan ZİKİRLER mevcuttur.

Lem'alar mecmuasının başında Üstadımızın buyur-duğu; "her zaman, hususan mağrib ve işa' ortasında otuzüçer defa okunması çok faziletli bulunan"  kelimat-ı mübarekeler hafi olarak degahlarımızda mümkünse cemaatce bir serzakirin nezaretinde edepli bir şekilde oturularak, değilse herbir şahsın münferit bir tarzda icra ettiği tam bir  "HATME-İ ACZMENDİDİR.

CEMAATCE YAPILAN CEHRİ ZİKİRLERİMİZ ise; Lemaatte geçen "Evliyadan Aşıkin Ve Arifin Beynlerinde Mühim Bir Fark" başlıklı kısımdan alınan üç ehemmiyetli ŞART muvacehesinde icra edilmektedir:

1- Kadın-erkek karışık bir tarzda gayr-i meşruluk yoktur.

2- Yapılan hareketlerde huzura, edebe riayet edil-mektedir.

3- Dil ve kalb ile söylenen mübarek kelamlar ibadet olarak sayılmaktadır, yapılan hareketler ibadetten sayılmaz.

Bu üç şart çerçevesinde zikredenin hareketlerine sınır konulmaz.

Yükleniyor